« Önceki | Sonraki »

14/6/2008

aşktı bizimkisi..

 Şeffaf gecelere and olsun ki,
kimse özlemedi seni benim kadar..

Yalana sığınmadan, dolana bulanmadan..
Tüm gizim gamzelerimde saklı,
ama bir sen güldürdün yüzümü ansızın..
Sağlaması yapılınca aşklarımın
eksikliğinin endamından utanır oldum..
Hep başkaları olacak yaralarımı saran ve
benim olmayışını dolduramayan..
Yalancı zaferlerim olacak hep
ve ben hep başka başka insanların kollarında
sarhoş olup ağlayacağım sahipsizliğime..
Gurur duyulacak gıyabımda ama
ben bir küçük şımarıklık bile yapamayacağım..
Ve.. İşte uzar gider sensizlik

14/6/2008

aşk die bir sey..

 

tarihi geçmiş küflü bir aşkın anılarıyla beslenmek yüreğimi bozdu../

meğer ben seni sen olduğun için değil
sevgilim olduğun için sevmişim
özlemin artmış yokluğunda
sen gittikçe.......ben gelmişim sana..

 

yüzün nasıldı? boyun-posun..?
sorduğun soru üçüncü buluşmamızda üstümde ne vardı olabilir
ayrıntılarla sevdim seni
...saat kaçtı?
....hava nasıldı?
......günlerden neydi?

 

/hepsi yüreğimin günlüğünde yazılı../


hayatımın aşkı
keşke anılarımdaki hayırsız ama aşık adam kalsaydın
onca aradan sonra görmek seni
ve kalbimin normal çarpması
heycanla elimin titrememesi!
nerde benim büyük aşkım
yıllardır isyanım nerde? /dilimin altına biriktirdiğim cümleleri kusmak içinmi beklemişim ben seni/ kokun
dokun
sen
yokmuşsun..
meğer beni şair
seni vazgeçilmez kılan
yokluğunmuş...
yine aynı yol
yine aynı mevsim
sen aynı
ben aynı (mı)  aşk nerde
en son bendeydi...? otopsisi yapıldı bu aşkın
***aşk bitmiş***
konu kapansın!

14/6/2008

aşk die bir sey..

 

tarihi geçmiş küflü bir aşkın anılarıyla beslenmek yüreğimi bozdu../

meğer ben seni sen olduğun için değil
sevgilim olduğun için sevmişim
özlemin artmış yokluğunda
sen gittikçe.......ben gelmişim sana..

 

yüzün nasıldı? boyun-posun..?
sorduğun soru üçüncü buluşmamızda üstümde ne vardı olabilir
ayrıntılarla sevdim seni
...saat kaçtı?
....hava nasıldı?
......günlerden neydi?

 

/hepsi yüreğimin günlüğünde yazılı../


hayatımın aşkı
keşke anılarımdaki hayırsız ama aşık adam kalsaydın
onca aradan sonra görmek seni
ve kalbimin normal çarpması
heycanla elimin titrememesi!
nerde benim büyük aşkım
yıllardır isyanım nerde? /dilimin altına biriktirdiğim cümleleri kusmak içinmi beklemişim ben seni/ kokun
dokun
sen
yokmuşsun..
meğer beni şair
seni vazgeçilmez kılan
yokluğunmuş...
yine aynı yol
yine aynı mevsim
sen aynı
ben aynı (mı)  aşk nerde
en son bendeydi...? otopsisi yapıldı bu aşkın
***aşk bitmiş***
konu kapansın!

13/6/2008

aşka dair..

İnce bir hüzün giymişti üzerine, saçlarını gelişi güzel rüzgara bıraktı. İliklerine kadar an’ı soluyan bir zamandı. Pencereye iyice yaklaştı kadın, telli duvaklı bir papatya gibi rengarenk gülümsüyordu. Bir düş sokuldu usulca, ince beline sarıldı.

Gerçek miydi yoksa… Serseri bir koku yüreğinin atışlarını hızlandırıyordu. Haince ilerliyordu zaman… Bir süre durakaldılar öylece. Dalgaların sesi çağlıyordu kulaklarında. Gecenin çarşafları seriliyordu gökyüzüne, eteğini bıraktı kadın yıldızlar döküldü. Sırtını dayadığı en gerçek düş, beline daha sıkı sarıldı o an. Saçları değiyordu gelinsi yüzüne.

Bir düşün elleri tarıyordu kadının saçlarını, yarım bir gülümseme tamamlanıyordu aynada. Gerçek denilen masal sona ermişti o an ve gölgelerin dansı başlamıştı. Karanlıkla aydınlık arası garip bir zamanda rüyaların tam ortasında giysilerinden kurtuluyordu gölgeler. Her türlü kaygıdan ve yargıdan soyunuyorlardı. Vurgun yemiş yarım şarkıların her notasında dermansızca tamamlanarak kaybediyorlardı kendilerini. Küçük adımlarla yavaş yavaş dans ediyordu gölgeler, sevdanın acımsı lezzetini duyarak, yanıp tutuşarak gül teninde… İçi dışı cesur, özü sözü sabır olan iki aşk bir oldu yüreklerini ateşe vererek.

Dalgalarla kabarıp duran deniz ve ıslak rıhtım karşıdaydı. Yapayalnız bir kumsal, yakamozu bekliyordu. İki hüzün yeli demirlemişti güneşe küskün bu koy’a. Terkedilmiş bir mehtapta, hırçın yalnızlıklar karıştı ten rengi geceye kanatlarını çırparak. Ay ışığına batmış her dokunuş alev oldu dumansız. Istırabı emen dudaklarda başladı bu sancılı gönül macerası… Dağılıp parçalanırken anılar, anlamını yitiriyordu sevgiye dair tüm kelimeler. Çılgınlığa varıyordu duygular, kan ter içinde damla damla gül.

Soğuk bir güz gününde yüzüne çarpan hüzünlerin ayazında sevdalı bir roman düşüyordu gecenin ipek çarşaflarına. Dudaklarındaki ıslak gülümseyişle özlemlerini itiraf ediyordu kadın. Kabarıp duran mavi bir çöl kumu gibi akıp gidiyordu zaman. Karşıdaki yüksek tepeler günün ateşiyle kavrulmuş bir duman alacasıyla bazen denize yaklaşıyor, bazen ise duruklaşıyordu. Deniz dalgalanışlarla rıhtıma çarpıyor, bu çarpıntıyla sahildeki oyuklara suların dolup boşaldığı bir ezgi ile yırtılıyordu sukut-u mutluluk. Doyumsuz bir tat yudumlandı dudağın kadehinden. Gecenin tülleri aralandıkça konfetiler dökülüyordu. Yeşermeyen umutlara, ekilmeyen tohumlara ve karanlığa inat her şey renk içindeydi.

Ateş kırmızı bir tuvalde sustu ten rengi gece…

Dalgaların fısıltısında suskunluğa uzanmış tatlı bir akşama akan sessizliği böldü kadın “Hiç düşündün mü” dedi “kaybedersem seni nasıl dayanırım” Sustu adam. Beyaz güller serpti gecenin kırışık çarşaflarına… “İyi ki varsın” diyemeden bin parça döküldü şiirlerinden… Sustu, hiçbir söz yoktu bu hüznü anlatacak. Nemli gözleriyle tekrar sustu ve gitti... Bitmedi lakin…

Gittikçe dağılıyordu tanyeri ve gözyaşı hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Güneşin izini taşımayan bir özlemle aydınlanıyordu uzak bir yaşam. Suskunluğun silahıyla kim bilir kaç kez ateş edilmişti düşlerine. Ölümle sarmaşan istekleri artıyordu kadının. Her gün batımı eriyordu naif gece kelebeği. Yokluğun koynunda uyuduğu her gece sabaha varmasın diye dualar ediyordu. Yanıp tutuşan bir güz vardı yüzünde.

Haykıra haykıra sevdiğini söyleyen bir ses duyuluyordu bitişikteki meyhaneden, hayatın sesi alaturka bir şarkıyla sarıyordu ürkek geceyi. Issız kimsesiz arka sokaklarda bitkin bir evde sevdalı dizeler yazan bir kadın ölüyordu şiirlerde… Ayak uçlarında bir düş attı kendini ateşlere… Özlemli bir keman taksiminde ıslak kirpiklerinde söndü ışıklar.

İyice bastıran bir güz yalnızlığında
Mucizeye ihtiyaç vardı şiddetle
Puslu bir hatıra sonlanıyordu gözlerinde
An öperken dudaklarından “susmak” ölümdü…
Her ölümde sonsuza dek var olmayı öğrendiler.

“Sevda düş/tüğü yeri yakan nemli bir kordu
Ay, yıldızlarca gül goncası sunduğunda geceye
Tebessüm içindeki sevdalarıyla arındılar günahlarından
Kanadı kırık bir zemheri kapının önünde bekliyordu.
Anladılar ki;
Ten rengi her gecede ıslaktı hüzünler,
Ve gül kokulu düşlerden başka gerçek yoktu.”

Haziran 2008

Ayşegül TEZCAN

13/6/2008

Hayvan resimleriyle aşk

fillerin aŞkıı

 

 

kuşların aşkı

 

 

kedilerin aşkı

 

sincapların....

 

 

pandanların..

 

 

aşk baZEN Bi danstıR...

 

 

 

renklerin uyumudur....