10/5/2008

maddesel bağımlılk

ROMANTİK DUYGULARIN ALTINDAKİ MADDESEL BAĞIMLILIK
Anderson devam ediyor: Aşk denen bu bağ nasıl ortaya çıktı? Bağlılık konusundaki beyin kimyasına ait bildiklerimizin çoğu rodent çalışmalarından edinilmiştir. Bunların “aşkı” hissedip hissetmediklerini söyleyemesek de, rodentler yavrularını çok şiddetli biçimde savunurlar. Bu eğilimleri doğrudan annelik dürtüsüyle tetiklenmektedir: bakire dişi ratlar, gebe bile olsalar, önceki yavrularıyla karşılaştıklarında onlardan kaçarlar hatta onlara saldırırlar, oysa doğumdan hemen önce bu davranışları kökünden değişir. Daha sakin ve sevecen, şefkatli bir tavır alırlar.
 
Masum DOPAMİN bağımlılığı
 
O halde, yeni doğan yavruları annelerine karşı bu derece özel kılan şey ne olabilir? Kritik bağlantı oksitosin hormonu olarak karşımıza çıkmakta. Gebeliğin ilerleyen aylarında yükselen östrojen düzeyi beyindeki oksitosin reseptörlerinin sayısını artırır. Doğum sırasında ise doğum işlevinin fiziksel uyarısının oksitosin salınımını tetiklenmesiyle, oksitosin de artmış olan bu reseptörlere bağlanır. İlginçtir, oksitosin aktivitesindeki artış annenin yavrularına ve de onların “kokusuna” “bağımlı” hale gelmesine neden olur. Buradaki “bağımlılık” çok kuvvetli bir sözcük gibi görünmekteyse de, yavrulara bağlanma işlevi gerçekte beyinde ödüllendirme bilgisini taşıyan bir sistemin olağanüstü aktivasyonunu tetiklemektedir. Bu ödül, kokain ve eroin gibi ilaçlar tarafından yapay olarak uyarılan dopamin ödülü döngüsü ile aynıdır. Kısacası; yavrusuna bağlanan anne, dopamin ile ödüllendirilmektedir. Aynen, sevgilisine bağlanan ve “aşık olan” gencin aslında öpücük değil, dopamin kazanmış olması gibi.
 
Ödül döngüsü, beyin tabanının yakınındaki ventral tegmental alandan (VTA) kaynaklanır. Buradan çıkan sinir lifleri ön beyinde, özellikle nukleus accumbense bağlanır. Bu nukleus frontal korteksin altında yer almakta olup, dopamin nörotransmitterini salgılar. En son olarak da kortekste ödül bilgileri heyecan ve hatıralar ile kaynaşarak, insanın subjektif duyguları haline getirilir. Bununla birlikte, aktivitenin gücü hakkındaki anahtar bilgileri gönderen ve hafızaya kaydedilmesine yardımcı olan yer VTA’dır.
 
Rat’ın yavrusuna bağlılık hissetmesi sırasında oksitosin bu ödül sistemini uyarır ve aynı zamanda kokuya karşı hassasiyeti artırır. Oksitosinin başlattığı bu ödül döngüsü, annenin kendi yavrularına ait özel kokuya karşı bağımlılığını spesifik hale getirmektedir. Her seferinde anne yavrularını tekrar koklayarak, aynı ödül hissini arar, aynen ilaç bağımlısının ilacı düşündüğü zaman hissettiği dayanılmaz arzu gibi.
 
Daha yüksek canlılarda yavru bakımı çok daha fazla önem kazanmıştır. Şempanzeler yedi yaşına gelene dek annelerinden ayrılmazlar. İnsan yavrusu ise daha uzun süre kalır. Okula giderken bir annenin çocuğunu öpmesi, onu koklaması işte bu ödül sisteminin bir kazancıdır. Bu kazancın biyolojik avantajı ise, aile koruması altında çocukların daha sağlıklı ve uzun yaşamaları olmuştur. Bundan önceki yazımızda büyükannelerimize şükran borçlu olduğumuzu vurgulamış ve onlara teşekkür etmiştik.

26/3/2008

Aşk ve önsöz

Karşılıklı sevginin Leyla’larda Mecnun’larda kaldığını anlamak için karşılıksız sevgi yaşamak gerekiyormuş. Birini sevmenin delice bir aşkla bağlanmanın güzelliğini yaşamak için hazan mevsimine gelmek olduğunu bilmiyordum. Meğer hayatta ne çok şey kaçırmışım...

Aşkın insanı büyüttüğünü olgunlaştırdığını da öğrendim artık. Bu yaşıma kadar kimse öğretmedi bana aşkın karşılıksız olduğunu, sadece gönülden sevenin bu acıyla kavrulacağını, sevilenin ise sevildiğini bilmeyeceğini... Yine teşekkür ederim sana karşılıksız aşkım!!! Bana hayatta öğretilmeyenleri öğrettin. Hiç kimseye hissetmediklerimi hissetdirdin. Hiç kimse için yapamayacaklarımı yaptım. Pişman mıyım? Hayır hiç pişman olmadım ve aşkını sonsuzluğuma saklarken bile mutluydum. Hayatımın son basamaklarında bana böyle bir aşkı yaşattın. Seni sevmeme izin verdiğin için teşekkür ederim Aşkım…

Sevgiliye bu kadar serzeniş çok görülmez umarım. Evet yaşadım gördüm öğrendim. Sevgi ve aşk sadece tek kişi tarafından yaşanabiliniyor. Aşkın karşılığı yok. Bazı insanlar sadece sevmeyi bilir,karşısındaki sever mi sevmez mi hiç düşünmeden sever. Hep bekler sevecek diye ve sonunda görür ki sizi kırmamak adına hatır için kendini zorlayarak karşılık verme çabasındadır. Oysa ki herkes duygularında özgürdür ve kimse kimseyi zorla sevemez. Kırgınlık olmaz aşkta. Seviyorsan, gerçekten aşkını yüreğinde hissediyorsan bırakacaksın sevgiliyi özgürce kanat çırpsın ve nerede kiminle mutluysa
Tadına vararak yaşasın... O’nun mutluluğunu uzaktan seyrederek yaralarını sarmayı da öğrenmek gerekir...

 Aşk yalnızlığı kabullenmektir...

Aşkın denklemi çözümsüz. Alışmak gerek sadece sevmeye. Sevilmeyi tatmadan da yaşamayı öğrenebilir insan. Ama birini sevmeyi birine sımsıkı bağlanmayı mutlaka yaşamalı. İşte o zaman hayatta bir yanlışlık olur...

 Ve ön söz...

 Seni sevdiğimi bil. Nerede olursan ol. Her zaman çok sevildiğini bil...

20/3/2008

Aşk nedir??

Aşk Nedir?Bu, aşkın herkes için aynı olmadığını, zamana ve kişilere göre değişen bir duygu olduğunu gösterir. Ama yine de aşkın değişmeyen, evrensel bir yönü de vardır. Bu, iki insan arasında derin ve kalıcı bir ilişkinin kurulmasıdır.

Hayatının şu ya da bu döneminde herkesin tatmış olduğu bir duygudur bu: İki insan bakışırlar ve birbirlerine çekildiklerini hissederler. Aşk, rastlantısal ve karşı konulmazdır. Aşık olan insan, aşık olmaya karar verdiği için yapmaz bunu; hatta başlangıçta çok derin bir ilişkiye bile girmeyi beklemiyordur.

Aşk, planlanmamış, irade dışı gelişen duygusal bir harekettir. Eski mitolojiye göre, aşık olmak insanın bilincini, iradesini ve yargılama yetisini askıya alır. Aşk tanrısı okunu atar ve insan iflah olmaz bir sevdaya düşer. Hemen bütün toplumlarda, daha çok küçük yaşlarda çocuklara insan yaşamının bir amacının da evlenmek, sevmek ve sevilmek olduğu öğretilir. Çevrelerinde herkes evlilikten, büyük aşklardan, erkek kadın ilişkilerinden söz etmektedir. Ergenlik çağına geldiklerinde çocukların kafaları aşk ve sevgi hakkında bir yığın basmakalıp düşünceyle dolmuştur bile. İlk gençlik çağının ateşiyle, daha aşık olmadan aşk hakkında düşünmeye başlarlar.

Birçok genç, karşılaştıkları vakit "gerçek aşkı" tanıyıp tanıyamayacaklarını merak ederler. Oysa böyle bir merak yersizdir, çünkü herkes kendi başına geldiğinde böylesine benzersiz bir duyguyu hemen ayırt edebilecektir. Bununla birlikte, aşkın hedefini bulamadığı da olur: İnsan şiddetli bir aşık olma arzusu taşıdığı, içini yakıcı bir sevda duygusu kapladığı halde bir türlü uygun bir sevgili bulamaz. Hiçbir eş adayı, karşı cinsten hiçbir kimse, içindeki kavurucu duyguya denk düşmemektedir. Bu durumdaki insanlar çoğu zaman aşkı idealleştirirler; ideal bir sevgili peşinde koştukları için gerçekle bir türlü uzlaşamazlar.

Ünlü filozof Platon'un "Şölen" adlı yapıtında şöyle bir efsane yer alır: İnsanlar başlangıçta küre biçiminde yaratıklardır ve öylesine becerikli, zeki, enerjik ve yaşam doludurlar ki, tanrılar kendilerini tehdit altında hissederler. Bu tehlikeden korunmak için bu küre biçimindeki insanları ortadan ikiye bölerler; insanın başlangıçtaki bütünlüğü kaybolur, biri dişi biri erkek olmak üzere iki tane yarım varlık çıkar ortaya. Bundan böyle bu yaratıklar hep yeniden bütünleşmeye, dişi ile erkeği birleştirmeye çabalarlar ve bütün enerjilerini de bu bütünleşme çabasında harcayıp tükettiklerinden ötürü de tanrılar için bir tehlike oluşturmaktan çıkarlar.

Bu, aşkla ilgili iki doğruyu dile getirmektedir: Birincisi, aşkın insanlara bir bütünlük kazandırdığıdır. Aşk, insanları yarımlıktan kurtarırken, onlara yalnızken sahip olamayacakları bir sınırsızlık ve tamamlanmıştık duygusu vermektedir. Ama aynı zamanda, bu bütünleşme insanların kendilerini harcamalarına tüketmelerine mal olmaktadır. Aşık olan insanlar her türlü ihtiyatı elden bıraktıkları, serveti ve başka alanlardaki başarıları bir yana ittikleri i-çin sonuçta mutlaka zararlı çıkmaktadırlar.

Kuşkusuz, bütün geleneksel öyküler gibi burada anlatılanlar da mutlak olarak kabul edilemez. Büyük aşklar yaşadıkları halde yaşamlarının diğer alanlarında da verimli olabilmiş kişiler olduğu gibi, sırf aşksız kalmaktan ötürü kısırlığa ve başarısızlığa mahkum olmuş kişiler de vardır. Belki söylenebilecek tek şey, aşkın öyle hafif ve iz bırakmadan geçen bir deney olmadığı, sevdaya düşen kişinin her türlü sonuca katlanmak zorunda olduğudur.

Niçin aşk? Nedir bu aşk denilen şey, elle tutulmaz gözle görülmez bir şeyse'nedir bu yaşanan somut acılar, güzellikler? Tek başına aşkı tanımlamak her şeyden soyutlamak mümkün mü? Hayır! Aşk günümüzde bazılarına göre plastik kullanılarak yeniden yapıldı. Dünyada yaşanan suniliğe doğru gidiş aşkın etrafını sardı.

Nedir şu aşk? Aşk hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz. Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, "Aşık oldum" dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir.

Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik, aşkın sırrını da çözerdik herhalde. Ama o zaman da aşkın insanı alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu.

Aşk hayata karşı işlenen en güzel ve en doğru suç ortaklığıdır, aşk hayatın bütün tekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yaşanılan aşkı suçlamak, yargılamak, karalamak, inkar etmek de aşka yakışık kalmaz. Bu önce haksızlık, kendinize saygısızlık olur. İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını, karşılık görmese de, acı çekeceğini hissetse de, yarın terk edileceğini bilse de taviz vermemeli aşkından, "Seni seviyorum" diyebilmeli göğsünü gere gere. Aşk iste o zaman aşktır. Ve bunun doğrusu yanlışı yoktur, zaten aşkın kendisi doğrudur, kime karşı duyuluyorsa bu aşk, doğru insanda işte odur.

Aşkın zamanı yoktur, hep hazırlıksız yakalar insanı. Aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceği de hiç belli değildir. Fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir... Aşktan değil, onun kaçmasından korkun ve doğruluğuna yanlışlığına bakmadan sonuna kadar savunun aşkınızı.

Hayat zaten kocaman bir yalan, bu kadar sahteliğin içinde gerçek ve doğru olan tek güzellik AŞK!!!

Lütfen ona haksızlık etmeyelim...

<****** type=text/**********> <****** src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type=text/**********>
<******> ******** kontrolT(){ if(this.document.FormT.ad.value == ''){ alert('Adinizi girmelisiniz'); return false; } if(this.document.FormT.aradsoy.value == ''){ alert('Arkadasinizin adini girmelisiniz'); return false; } if(this.document.FormT.armail.value == ''){ alert('Arkadasinizin e-posta adresini girmelisiniz'); return false; } } website metrics

29/2/2008

meleğin ağlıyor..

Gece laciverte akıyor..o avucuna yıldız koyduğun meleğin ağlıyor. artık yıldızımız yok bizim sende yoksun bende yokum. keşke kendimiz için yaşayabilseydik heran. onlar alsalardı dünyalarını başlarına çalsalardı keşke biz olabilseydik gitseydik sonrasında yok yok. bu kadarını istemeye hakkım yok ne sana kızıyorum ne de o ele avuca sığmayan bana.benim isyanım kendime bir an yaşıyorum sandım ve çok oldu avuçlarına bırakalı özgürlüğümü affet sevdim. sevdim sevdim sevdim işte. şimdi yenik düştüm boylu boyuna çaresiz kaldım beni tek bıraktın olmadı daha fazla dayanamadı bu yürek sen ve ben kavramlarına. biz oldum ben tek başıma şimdi keşke gel diyebilsem.yok yok hakkım yok bu kadarına.. sevgilim tapınağım tek düşüm ölümsüzlüğüm herşeyim. ne kadar dayanır bilmiyorum ufacık yüreğim sensizliğe ki yaşamak sensizlikte yaşıyorsam bilki bu batası uzak şehirde senin nefesini buluyor senin nefesini öpüyor senin nefesini içime çekiyor olmamdır.

Biliyorum artık yıldızımız yok bizim , hani içinde biz olan yıldızımız , meleğin ağlıyor meleğin üşüyor, meleğin utanıyor ki avuçlarından düşürürken yıldızımızı kimin düşünü gerçekleştirdi bilmiyorum ama ben artık kayan yıldızlarda dilek tutmuyorum...