Taştan Kalpler
Kalabalık bir caddenin ortasında duruyordu çocuk
Açtı... Hem de çok aç.
Kimse görmüyordu sanki onu, kimse fark etmiyordu. Yalvarırcasına baktı insanların gözlerine.
Ama onun gözleri kimse için önem arz etmiyordu. Kimse görmüyordu.
Olduğu yere çöktü, ağladı, ağladı, ağladı... Yüreğinin taaaa derinliklerinden almaya çalıştı nefesi. Sanki onu boğmak için uğraşıyordu hıçkırıklar. Kendini ve hayatı paralarcasına ağladı.
O da neydi?
Bir den dünya kızıla büründü gözlerinde. Bir ışık tabakası ve tam içinden bir Melek beliriverdi...
''Ağlama çocuk ağlama. Birazdan Rab-bin dindirecek açlığını... Melekler duydu, cinler duydu, Allah duydu sesini. Ağlama, bitiyor acıların''
Meleğe baktı çocuk, sustu. Kırık camlar birleştirmeye çalışırcasına, birleştirmeye çalıştı kelimeleri. ... Konuştu.
Ben açlığıma değil,
Tok olduklarını zannedip, gönüllerini açlık sefaletine zincirleyen, Ellerinde var olan en değerli hazineyi, (insanlığı) kuruşlara tercih eden; Zavallı insanlara, bize ağlıyorum.
Ekmekten önce biz onu yitirdik. Eğer ruhumuz törpülenmeyip, En değerli etkenlerimizin yerine taş koymasaydık; Ben şimdi aç olmazdım...
Kalpler taş.
Gönüller taş.
Yürekler taş.
Ve nitekim taş yığıntıları arasında yitirdik beynimizi. Düşünce ve ibadetlerimiz bile taş...
Ben bunlara ağlıyorum.
Sen fazla durma ey melek buralar da...
Şimdi gelip kafana değmesin bir taş...
Sonra melekler de taş olmuş derler...